• ALFRED ADLER

    "Bir insanın yaşama yüklediği anlamı bulduğumuz ve anladığımız zaman, tüm kişiliğinin anahtarını ele geçirmiş oluruz."

  • YAYINDA

    İş Dünyasında Renkler Ne İfade ediyor? İşletmelerde, reklamlarda veya logolarda hangi renkler kullanılmalı? Hepsi bu yazıda..

  • YAYINDA

    Bir Bilim İnsanının HAzin Öyküsü: Alan Turing ve Enigma.

  • YAYINDA!!!! KEYİFLİ OKUMALAR....

    Popüler Psikoloji Dergileri Hangileri? Hangilerini takip etmeli? Hepsi bu yayında. :)

  • RENKLERİN PSİKOLOJİSİ

    YAYINDA..Keyifli Okumalar.

sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2018 Perşembe

OKULLARDA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?



Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik nedir?
          
  Tanımını yaparken öncelikle uzmanların dilinden konuşmak gerekir.  Kepçeoğlu’na göre Rehberlik; Bireyin kendini anlaması, problemlerini çözmesi, kapasitesini geliştirmesi, çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için uzman kişilerce yapılan psikolojik yardımlardır. Prof. Dr. Nilüfer Özabacı ise, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberliği kişisel yardım hizmetlerini amaçlayan meslekler arasında kendine özgü bir yeri olan, kişilerin daha bilinçli, güçlü ve yaratıcı bir biçimde gelişmeleri adına hizmet veren bir alan olarak tanımlamaktadır.
Toparlayacak olursak PDR, bireylerin kendini anlamasını, çevresinde yaşanan olayları tanımasını ve doğru tercihler yaparak kendini gerçekleştirmesini sağlayan sistematik, belli kuramsal temelleri olan profesyonel bir süreçtir. Burada profesyoneller tarafından desteklenen psikolojik bir yardım sürecinden bahsediyoruz. Asla bir öğüt verme, yol gösterme veya bilgi yardımı söz konusu değildir. Ayrıca buradaki “Kendini Gerçekleştirme” ifadesi oldukça önemlidir. Çünkü Psikolojik Danışma ve Rehberliğin hedeflediği en üstün amaç bireylerin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır. Bu elbette ki kolay bir süreç değil ve hedefe ulaşmak çoğu zaman mümkün de değildir. Ancak hedeflenen “Yolda olmak” ve hedefe ulaşmak için yapılan her şeyin bireyin yaşantısına olan etkisi azımsanmayacak kadar büyüktür. Rehberlik çalışmaları birey merkezli, sürekli ve insanın var olduğu her yerde bulunması gereken bir hizmet alanıdır.
Psikolojik Danışmanlığa Neden İhtiyaç Duyulur?
            İnsan, duyan, düşünen, eleştiren ve hisseden bir canlıdır. Günlük yaşantısında irili ufaklı pek çok problemle karşılaşır. Bahsettiğimiz sorunlar aile içi, mesleki, toplumsal veya bireysel olabilir. Kişi bu sorunlarla başa çıkmaya çalışırken aynı zamanda bazı tercihler yapmak, kararlar almak, hayatındaki değişikliklere uyum sağlamak zorundadır. Haliyle bu kolay olmayacaktır. Kişi bu sorunların bir kısmını kendince halledebilir ancak bazen köşeye sıkışmış gibi hissedebilir ve sorunun üstesinden gelemeyebilir. Böylesi bir durumda sorun altında ezilmekten ziyade dışardan bir profesyonelden destek almak seçenekler arasında her zaman için en makul olanıdır.
Pdr Hizmetlerinin Amacı Nelerdir?
            PDR’nin nihai amacının bireylerde “Kendini Gerçekleştirme” amacına ulaşmak olduğundan bahsetmiştik. Ancak burada eğitim sistemi içerisinde anayasal olarak belirtilen 6. Maddeden söz etmekte fayda var.
Madde 6- Türk Eğitim Sisteminin genel amaçları çerçevesinde eğitimde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri temelde; öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmelerine, eğitim sürecinden yetenek ve özelliklerine göre en üst düzeyde yararlanmalarına ve gizilgüçlerini en uygun şekilde kullanmalarına ve geliştirmelerine yöneliktir.  
Rehberliğin Eğitimdeki Rolü?
Rehberlik hizmeti eğitim-öğretimden farklı bir hizmet grubudur ancak bu alanları tamamlar ve eğitim öğretim süreci açısından verimli kılar. Özellikle eğitim sistemindeki geleneksel öğretim modelinden gelişimsel öğretim modeline geçilmesiyle Rehberliğin eğitim ortamındaki önemi giderek artmıştır.
Okullardaki Psikolojik Danışmalık Hizmetleri Hakkında Bilgi Verebilir Misiniz?
PDR, bireyi merkeze alan bir yaklaşım içindedir. Okul ortamında rehberliğin ilgilendiği birey öğrencidir. Her öğrenci geliştirilebilecek kapasiteye ve değere sahiptir. Okullarda ilk etapta akla gelen rehberlik çalışmalarından birisi mesleki rehberliktir. Çocukların özellikle ilgi ve yeteneklerini tespit ederek bireye hayatının en önemli seçimlerinden biri olan meslek seçiminde yeterliliklerinin ve beklentilerinin farkına varmasını sağlarız.
             Mesleki rehberliğin yanı sıra eğitsel rehberlik çalışmaları kapsamında öğrencilerin ders başarısızlıklarına önemle eğilmekte ve soruna bilimsel yolla yaklaşarak öğrenci ile birlikte çözüm yolları geliştirmekteyiz. Bunun yanında yine hırsızlık, yalan söyleme, saldırganlık eğilimi, antisosyal davranışlar, okuldan kaçma gibi uyum ve davranış bozukluklarına çözüm getirmek psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleriyle mümkün olabilir. Özetle belirtmek gerekirse okullarda yürüttüğümüz çalışmalar çocukları psikolojik, sosyal ve akademik olarak destekler nitelikte. Bireyi sadece bir alanda değil, bütün alanlarda değerlendirmek ve geliştirmek hedeflerimiz arasındadır.
Okul Psikolojik Danışmanlığını Kimler Yapabilir?
Okul Psikolojik Danışmanlığını yalnızca Üniversitelerin Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) bölümlerinden lisans düzeyinde mezun olmuş kişiler yapabilir. PDR, bilimsel ve profesyonel bir yardımdır. Rehberlik hizmeti bu alanda yetişmiş uzman kişilerce profesyonel düzeyde sunulmalıdır.
Psikolojik Danışmanlığın Öğretmenlik Mesleği İle Karıştırılması Hakkında Neler Söyleyeceksiniz?
            Ben her zaman şunu söylüyorum öğretmenlik çok kutsal ve çok değerli bir meslektir. Ne yazık ki günümüzde hak ettiği değeri göremese de benim gibi düşünenlerin az sayıda olmadığından eminim. Burada şuan değinmek istiyorum: Evet ülkemizde Psikolojik Danışmanlık, okullardaki hizmetinden dolayı “Rehber Öğretmen” olarak tanınmakta ve adlandırmaktadır. Peki öğretmenin görevi nedir? Öğretmen, öğretim programlarını uygulayarak, öğrencinin başarısını değerlendirerek onun akademik gelişimine odaklanmaktadır. Ancak bir Psikolojik Danışman ne tür bir öğretim programı uygulayabilir? PDR uzmanlarının görevi, öğretimin dışında öğrencilerin duygusal, toplumsal, kişisel, mesleki yönlerden sağlıklı olarak yetişmelerine yardımcı olmaktır. Bu sebeple Psikolojik Danışmanlar Rehber Öğretmen değil, geliştirici ve önleyici ruh sağlığı uzmanlarıdır.
Ülkemizde Pdr’in Bulunduğu Konum Hakkında Neler Söyleyeceksiniz?
            Çok önemli bir noktaya değindiniz. Türkiye’ye PDR 1950’li yıllarda geldi. 1952-1953 ders yılında Gazi Eğitim Enstitüsünde Özel Eğitim Bölümü açılarak belirginleştirildi. 1950’li yıllarda ülkemizde başlayan PDR hizmetleri okullarda mesleğe yöneltme, Rehberlik Araştırma Merkezi ise zeka testleri yoluyla zeka düzeyini belirleme amacıyla oluşturulmuş ancak dünyadaki gelişime ayak uydurulamamıştır. Yurtdışında gerek mesleki örgütlenme, gerek mesleki eğitim yapılanması, gerek mesleki eğitim programları psikolojik danışma ağırlıklı bir yön izlerken, ülkemizde halen bu hıza ulaşılamamıştır. Bunun temelinde yatan mesele hala bu mesleğin tam olarak anlaşılamamış olmasıdır. Soyut bir bilim olması anlaşılmasını da güçleştirmektedir. Okullarda eğitim camiası içinde yer almasından dolayı öğretmenlik mesleği ile karıştırılmaktadır.
Bireylerin PDR hizmetlerinden beklentilerinin oldukça fazla ve bazen abartılı olması da uzmanları danışmanlık süreci hakkında bilgi vermeye zorluyor. Psikolojik Danışmanların elinde sihirli bir değnek ne yazık ki yok. Bu yüzden kişide anlık değişimlerin olması henüz mümkün değil. Ben bunu Bambu Ağacının öyküsüne benzetiyorum. Çin’de yetişen Bambu ağacının önce tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. 5 yıl boyunca bu işlem sürdürülür ancak tohum bir tülü filiz vermez. Sabır ve emek ile 5.yılın sonlarına doğru tohum filiz vermeye başlar. 6 hafta gibi kısa bir sürede ise 27 metreye kadar ulaşır. 120 yıl kadar uzunca bir süre yaşar. Burada önemli olan soru şu: Bu ağaç 27 metre boyuna 6 hafta da mı yoksa 5 senede mi ulaştı? İşte buradaki o ince nüansı kaçırmamak gerekir. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberliğinde ilk etapta somut veriler sunmuyor olması yetersiz bir bilim olduğu anlamına gelmemektedir. Bireyin yaşantısındaki değişime odaklanılmalı, değişimin ise zamanla olacağı kabul edilmelidir. Yapılan çalışmaların ise kuramsal temele ve terapötik tekniklere dayanarak pozitif bir bilimin gerektirdiği tüm özelliklere sahip olduğu bilinmelidir.

                                                                                     ESMA AKÇİN
                                                                        PSİKOLOJİK DANIŞMAN
           
               

Share:

22 Ağustos 2017 Salı

RENKLERİN PSİKOLOJİSİ


RENKLERİN PSİKOLOJİSİ

            Bilimin en renkli konularından biri olan kromatik veya kolorimetrinin eşsiz dünyasına kapı aralıyoruz. Yani halk dilinde renklerin bilimine. Yaşamımızın her parçasında bulunan ve aslında çoğu zaman önemsemediğimiz renklerin bir dili olduğu bilimsel deneyler ve araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır. İlginçtir ki insanlar sadece mobilya ya da kıyafet seçerken önemsediği bu renkler aslında aldıkları her tavrı, insanlarla olan iletişimlerini, seçimlerini veya yargılarını etkileyebilmektedir. Kısacası renklerin bir dili var ve görmezden geldiğimiz bu dil psikolojik etkileri ile azımsanmayacak bir güce sahip. Şimdi renklerin bu eşsiz dünyasına bilimin ışığında girmeye çalışalım.
            Renk dediğimiz şey, ışığın göz retinasına ulaştığında, ulaşma şekline bağlı bir algılamadır. Işık maddeler üzerinde kısmen emilir ve bazen kısmen yansıtılır. Bu da rengin çeşitli algılanmasına neden olur. Tüm ışığın dalga boylarının  gözümüz retinasına aynı anda ulaşması durumunda biz bu ışığı beyaz olarak algılarız. Işığın göz retinasına hiç ulaşmaması halinde ise karanlık ya da siyah olarak algılarız. Çünkü gözümüz 380 ile 780 nm arasındaki dalga boylarında olan ışıkları algılayabilmektedir. Öyle ki insan gözü 10 milyon farklı rengi ayırt edebilmektedir.
         
   Renklerle ilgili sıcak soğuk kavramını duymuşsunuzdur. Renk kuramı bu zıtlığa algısal ve psikolojik etkiler yüklemiştir. Sıcak renklerin sarı, kahverengi ve taba rengini içeren kırmızı tonları olduğu söylenmektedir. Soğuk renklerin ise mavi, viyola, gri gibi renkleri içeren mavi yeşilim tonları olduğu söylenmektedir. İç tasarımlarda ya da kıyafetlerde kullanıldıklarında soğuk renkler geri çekilme eğiliminde olurken, sıcak renklerin daha aktif olduğu, soğuk renkler sakinleştirip rahatlatırken, sıcak renklerin izleyiciyi harekete geçirdiği ve uyardığı söylenmektedir.
            Ve şimdi biraz daha derine inip renklerin bize neler söylediğine ve bizi nasıl yönlendirdiklerine bakalım.


KIRMIZI: Dalga boyu en uzun olan renktir. Canlılık ve dinamizmi temsil eder. Mutluluğun rengidir. Fiziksel olarak ise ataklığı, canlılığı ve duygusal anlamda bir işi sonuna kadar devam ettiren azmi ve kararlılığı gösterir. Bu renk aşk, sevgi gibi heyecan ve cesaret ile ilişkilendirilmiştir.Kırmızı aynı zamanda iştah açar. Bu yüzden dünyanın pek çok yerindeki pek çok gıda firması, logosunda kırmızıyı kullanır.
         Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Ancak burada yanlış bir inanışa da değinmek gerekir. Boğaların kırmızı rengi sevmedikleri için saldırdığı söylenir oysa boğalar renk körüdür. Yani kırmızıya değil kendilerine sallanan renkli beze saldırırlar. Kırmızı, öte yandan titreşimlerin olumsuz etkisini, korkuları ve kontrolsüz tutkuları, şehveti, aşırı sinirliliği, acımasızlık eğilimini ortaya çıkarır. Yaşam gücü düşük olanlar kırmızı rengi kullanmaya eğilimlidirler. Trafikte kırmızı DUR işaretidir. Laboratuarda meyve fileleri kırmızı bir kutunun içinde hızla çoğalabilirken, mavi kutunun içinde gelişemezler. Teksas Üniversitesindeki araştırmacılar, bir spor müsabakasında önce kırmızı renge odaklanmış atletlerin güçlerinin arttığını bulmuşlardır. Kansızlık, lösemi gibi durumlarda omuriliğe kırmızı ışınlar uygulanırsa Kırmızı Kan Hücreleri (RBC) sayısı artar. Kişi kırmızı ışık ile desteklendiğinde, hipofiz bezeleri kanda adrenalin salgılanması sonucunda harekete geçebilir. Bu duygusal sinirleri uyarır ve koklama, görme, duyma, tat alma ve dokunma duyularını geliştirir. Kan dolaşımını harekete geçirir, serebrospinal akışı tetikler ve sempatik sinir sistemini arttırır. Hemoglobin kırmızı ışınlarla yapılandırılır. Kırmızı ışınlar, böbrekleri, kas sistemini ve beynin sol kısmını canlandıran ve harekete geçiren ısıyı üretir.
            Kırmızının çok fazla kullanılması tedirginlik, heyecan ve aşırı enerjiye sebep olabilir. Az kullanılması ise dikkatli, manipülatif ve endişeli olmamıza neden olur. Kırmızı genel olarak enerjiyi temsil eder. Olumlu etkilerinin yanında olumsuz yanları da vardır. Kızgınlık, baskı, küstahlık, yorucu, sinir ve asabiyet, saldırganlık gibi etkileri vardır. Bordo, şarap rengi, koyu kırmızı ve skarlet kırmızının çeşitlerindendir.

MAVİ: Güven ve sorumluluğun rengidir. Dikkat çekmez. Samimidir, çekingen ve sessizdir. Bu renk ruhsal güvenceyi ve özgüveni sergiler. Barış ve huzuru arayan bir renktir. Stresi azaltır, rahatlama, düzen ve sakinlik duygusu yaşatır. Metabolizmayı yavaşlatma özelliği vardır. Bu renk idealizmdir, kendini ifade etmeyi ihtiyacımız olan ve istediğimiz iletişimi kurma yeteneğimizi geliştirir. Mavi ruhun, sadakatin ve dini çalışmaların rengidir. Alıcı değil vericidir. Nostaljiktir. Soluk mavi, gök mavisi ve koyu mavi çeşitleridir. Eğer favori renginiz maviyse bu mutlaka kişiliğinize yansıyacaktır. İnce ruhlu, tutucu, muhafazakar, sadakat ve güven, bağlılık ve derin düşünce olumlu özellikleri arasında sayılırken, katı olma, dolandırıcılık, depresif, üzgün, çok pasif, batıl inançlara takılan, zayıf, ilgisiz gibi özellikler de olumsuz yanına işaret etmektedir.

MOR VE VİYOLA: Ruhaniliğin ve hayal gücünün rengidir. İç gözlemle ilgili bir renktir. Her ikisi de enerjiyi ve mavinin bütünlüğünün, kırmızının maneviyatının gücünü içerir. Renk psikolojisi açısından bakıldığında mor ve viyola duygularımız ve zihnimizin uyumunu arttırır. Mor genellikle lüksü sever. Zenginlik, israf etkisi yaratır. Saygı gerektirir, hırs, kendini garantileme ve liderliktir. Morun fazla kullanılması depresyonu arttırır. Depresyona meyilli kişilerin bu rengi az ve dikkatli kullanması gerekir.

SARI: Renklerin en parlağıdır. Dikkat çekmek için çığlık atar. Bu sebeple uyarı işaretleri sarıdır. Dikkat çekici yanı nedeniyle tüm dünyadaki taksilerde sarı renklidir. Neşeyi arttırır. Zeka, incelik ve pratiklikle de ilgilidir. Geçiciliğin sembolüdür. Bir yandan da hüzün ve özlemin rengidir. Sonbaharın hüzünlü yanında sarıyı seyretmek mümkündür. Beynin merkezinde sarı rengin yoğunluğunu taşıyan insanlar materyalisttir ve daima kendi çıkarlarını düşünürler. Bu rengin insanları dünyevi işlerde başarılıdırlar. Fiziksel olarak bakıldığında sindirim sisteminin gelişmesine, gaz problemlerinin giderilmesine yardımcı olurken, böbrek, basur ve diyabet için de faydalıdır.

YEŞİL: Sessizliği anlatır. Duygusal anlamda bizi en çok etkileyen organımız kalbin, bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür. Güven veren bir renktir. O yüzden bankaların logolarında göze çarpmaktadır. Yeşil yaratıcılığı tetikler. Büyük lokanta mutfaklarında bu yüzden kullanılır. Hastanelerde kullanılma sebebi ise rahatlatıcı bir yanının olmasıdır. Yeşil alanlarda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır. Bu renk sarılıkta, iltihaplanmalarda ve böbrek enfeksiyonlarında kullanılır. Psikolojik yanına bakacak olursak iyileştirici, soğukkanlılık ve barışçıl özelliklere sahiptir.


SİYAH: Siyah kendi başına bir renk değildir. Sıradan renklerin birleşiminden elde edilmektedir. Obezite tedavisinde bu renk tavsiye edilmiştir. Siyah rengi gizlilik, gizem ve bilinmezlikle ilişkilendirilmiştir. Bu renk dış duyguların sıkıntısından korunmayı belirtir. Siyahın çok fazla kullanılması depresyona ve ruh hali değişikliğine sebep olabilir, olumsuz bir ortam yaratabilir. Siyah aynı zamanda disiplini, öz kontrolü, bağımsızlığı, güçlü bir iradeyi temsil eder. Otorite ve gücün etkisini verir. Siyahı seven insanlar geleneksel, korumacı ve ciddi olabilirler. Siyahın psikoloji üzerinde resmi, asil, entelektüel, soğukluk, depresyon ve kötümserlik gibi etkileri olduğu unutulmamalıdır.  

            Bilimin ve araştırmaların bize sunduğu imkanlar dahilinde kısa kısa en çok kullandığımız renklerden bahsettik. Kişilik renginizin ne olduğu ve iş dünyasında renklerin dilinin neler olduğu konusuna da bir sonraki yazı da değineceğiz. O zamana kadar renkli günler diler yorumlarınızı bizlerle paylaşmanızı rica ederiz.

Share: